1 2
AnasayfaSSSGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yapkayırol
3 4

--Dokuz--

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
Ü Y E
Ü Y E
avatar
Cinsiyet:
Vatanını Seven Görevini En İyi Yapandı®.
Yaş : 27
Kayıt tarihi : 01/11/08
Mesaj Sayısı : 75
Nerden : Bursa


BAŞARI PUANI:
75/250  (75/250)
SEVİYE:
86/250  (86/250)
GÜÇ:
28/250  (28/250)
Kullanıcı profilini gör http://www.genchack16.team-forum.net
MesajKonu: --Dokuz-- Paz Kas. 02, 2008 6:55 pm

* *
Yönetmen : Ümit Ünal
Senaryo : Ümit Ünal
Yapım : 2002, Türkiye , 91 dk.
Oyuncular : Ali Poyrazoğlu (Foto Firuz) , Cezmi Baskın (Kitapçı Salim) , Fikret Kuşkan (Kasap Tunç) , Ozan Güven (Kaya) , Rafa Radomıslı (Amerikalı) , Serra Yılmaz (Anne)


“...ama çıt çıkmıyordu, en küçük uğultu bile duyulmuyordu. Makine böylesine sessiz çalıştığı için dikkatinizi çekmiyordu.” -Ceza Sömürgesi, F.Kafka

Amerikalı, Piyano Piyano Bacaksız, Teyzem gibi Türk Sineması’nın kalburüstü filmlerinin senaristi, Anlat İstanbul’un yönetmeni Ümit Ünal’ın tamamını dijital kamerayla çektiği ilk yönetmenlik denemesi olan deneysel filmi Dokuz ilk bakışta bir “katil kim” hikâyesini andırıyor. İstanbulun sıradan bir mahallesinde, sıradışı bir şekilde dolaşan saçları dik, arasıra kıyafetlerini çıkartıp dolaşan, yahudi olduğu sanılan Kirpi lakaplı kız birgün tecavüz edilmiş, üstüne üstlük kafası taşla ezilmiş bir şekilde ölü bulunuyor. Suçlunun saptanması için mahalleden cinayetle ilgisi olabileceği düşünülen altı kişi sorgu odasına alınıyor. Çapraz sorgulama saatlerinin ardından, sorgulayanların yanı sıra izleyici de mahallelinin “öteki” olarak garipsediği Kirpi’den çok daha şaşırtıcı olan geçmişine tanık oluyor. Suyun dibine hapsedilmiş hava kabarcıkları gibi olan gerçekler/yalanlar bir bir su yüzüne çıkıyor. Kime güvenileceği, kimden şüphelenileceği ise karakterlerle birlikte bir hesaplaşma sürecine giren seyirci için oldukça zorlaşıyor.



“Bir meczup, bir sokak köpeği kız, ölmüşse ölmüş ne yapalım? Her gün sinek gibi ölüyorlar.” Sorguda bu sözler geleneksel ev hanımı Saliha(Serra Yılmaz)’nın ağzından çıkanlar. Başlarda sadece oğlunu koruyup kolluyormuş izlenimi veren anne, tanıdıkça çevresindeki herkesten nefret eden, önyargılı, insanları sürekli etiketleyip dost-düşman belleyen, acımasız bir iftiracıya dönüyor. Hani şu hiçbir şey görmeyen, sürekli duyduklarıyla beslenen, kafasındaki tilkileri kurgulayıp anlatanlardan, “miş-mış”ların insanı Saliha Hanım. Sorgu odasındaki bir diğer mahalle sakini Tunç(Fikret Kuşkan). Alışıldık bir milliyetçi mahalle delikanlısı, biraz kabadayı ama kötü niyetli değil. Eğitimsiz ve yer yer işlediği küçük suçlar olsa da bunlara Her Şey Çok Güzel Olacak’taki Altan kıvamında yaklaşan, hayata bir yerlerinden tutunmaya çalışan, şimdiye kadar bunu pek başaramamış, Saliha Hanım’ın oğlu Kaya ile sıkı dost olan bir genç. Mahallenin en etkileyici karakteri olan kırtasiye dükkânı sahibi eski solcu Salim(Cezmi Baskın) hayatın sillesini yemiş, yenilgiyi kabullenmiş durumda. Kendi düşüncelerinin evrimini eskiden kitapçı, şimdi ise kırtasiyeci olması ile simgeliyor. Geçmişi politik sancıların yanı sıra, duygusal yıkımlara da sahne olmuş Salim, masasında Buddha heykelciğiyle, ileteşebileceği kimse kalmamış birisi, yalnız ve yorgun. Hapishanelere, sorgulamalara alıştığından, varolmanın tadını çoktan unuttuğundan, soğukkanlı ve donuk bir şekilde yanıtlıyor soruları. İki çocuk babası, fotoğrafçı Firuz(Ali Poyrazoğlu) filmin jokeri belki de. Yerinde duramayan, tedirgin ve korkmuş kişiliği onu suçlu-suçsuz ikileminin zıt uçlarında konumlandırıyor. Sürekli değiştirdiği ifadelerinin yanı sıra, Kirpi'ye ve diğer insanlara yaklaşımındaki iyimserlik, karakterini karmaşıklaştırıyor. Zaman içerisinde, cinayetle ilgisini bile unutturacak, herkesten sakladığı seçimleri fark edildikçe, Ozon’un Swimming Pool’unun afişi akla geliyor. “Yüzeyde, her şey sakindir.” Biraz derinde neler olup bittiği ise muamma... Sahneye çıkan beşinci sanık olan Amerikalı(Rafa Radomisli), Steppenwolf’un “Born to be Wild” parçasını dillendirerek takdir toplayan, Kirpi ile dışlanmışlık açısından paralellik taşıyan, mahallenin kimi zaman akıl danışılan, ermiş olduğu düşünülen evsizi. 13 yıl Amerika’da yaşadıktan sonra annesinin hastalığı üzerine ülkesine dönen bir Türk aslında, fakat annesini gelir gelmez kaybetmiş, bir daha da geri dönmemiş. Deli damgası vurulan yaşlı adam, dört ya da beş köpeğiyle hayatını sürdürüyor. Sorgu odasına bir haftadır ortalarda olmadığından ötürü gecikmeli dâhil olan, Saliha Hanım’ın oğlu Kaya(Ozan Güven) ise nişanlanıp vazgeçmiş, annesinin himayesinde, son zamanlarda farklılaşmış olsa da içten içe çocuksu bir karakter. Tunç’un en iyi arkadaşı, bir aralar Salim’in yanına takılıp, kitap okuma alışkanlığı edinmiş olsa annesinin baskısıyla bırakan bir genç. Herkes kadar onun da sırları var, sorgusu başlayana kadar izleyicide en çok şüphe duygusu oluşturanlardan...


Senaryo bu (anti)kahramanların sırtında yükseliyor işte. Türkiye’den kesitler, bir mahalle içine sıkışmış karakterlere indirgeniyor. Tam bir millet analizi değil elbet söz konusu fakat sürekli “Ben bu adamı tanıyorum.” diyebileceğimiz bireyler var kadrajda. Az karakter, tek mekân, bol diyalog/monolog ve sanıklarının direkt olarak gözünün içine doğrultulmuş dijital kameranın etkisiyle perdede gördüklerimizle içli dışlı olmamak zor görünüyor. Sorgu odası dışında çekilen tek-tük planlarda Kirpi’nin olduklarının takip eden birisinin bakışıyla, Firuz’un yaptığı âlem görüntülerinin ise direkt el kamerasından aktarılması yerinde seçimler yönetmen açısından. Tek mekânda çekilen, türün başyapıtlarından 12 Angry Men’in müthiş sürükleyicilikle ulaştığı başarıya meydan okumak epey zor tabiki. Görsel bir sanat olan sinemayı, görsellikten hiç faydalanmadan sunduğunuzda izleyici için filme tutunmak epey zorlaşır. 12 Angry Men’in zekice yazılmış incelikli senaryosu, oyuncu kalitesi, çok da hızlı kurgu oyunlarına gerek duymadan seyirciyi tetikte tutuyordu. Ümit Ünal işi şansa bırakmamak için üzerinde çok çalışıldığı belli olan dinamik bir kurgu anlayışı benimsemiş. Kısa ve net cümleler, sık sık kesmeler ve bir sohbet ortamı yaratılmış şekilde montajlanan replikler filmin destek noktalarından birini oluşturmuş.

Radikal’den Murat Özer 19.11.2002 tarihli yazısında Dokuz’un sosyal boyutunu şöyle irdeliyor;
Mahalle sakinlerinin kimliğinde tüm bir Türkiye'nin mercek altına yatırıldığı '9', ülkenin yakın tarihiyle bugünü arasındaki köprünün resmini de çizmeyi deniyor. Bunu yaparken eleştirel bir yaklaşımın yakınında duran yönetmen Ünal, kişilerden yola çıkarak sınıflar arasında geziniyor ve onların 'duruşları'na saplıyor oklarını. Sorgulananların tavrı kadar sorgulayanı da eleştiriyor film. Genel anlamda 'devlet' kavramıyla karşılığını bulan bu unsur, yönetilenin her türlü çırpınışına karşın, 'kendi doğrusu'nu belirliyor ve onu dikte ettirmekten geri durmuyor. Kişilerin (ya da sınıfların) doğrular ya da yalanlarla çizdikleri çerçeve, onun gözünde herhangi bir 'değer' taşımıyor, dahası bunu bir 'araç' olarak kullanmayı tercih ediyor.


Çizilen Türkiye’de bir şeyler çarpıtılmış geliyor yalnız. Zaten bir Amerikalı karakteri var, bunun yanında Kirpi de yabancı, Yahudi. Yahudi öldürülüyor, Amerikalı kulübede yaşıyor. Toplumu bireylere indirgerseniz, genel iradeyi de bireylerin davranışları, sözlerinde tutturduğunuz formülle anlatmanız beklenir, bu kadar az karakteriniz de varsa elinizde titiz olunmalı. Türk insanı her ne kadar milliyetçi özellikleriyle ön plana çıksa da, ülke dışında, bir Amerika, Almanya, Fransa gibi “ırk” ayrımı, kendinden olmayanı sömürme, yok etme politikası pek gütmez. Hele ki bir Yahudiyi, Amerika görmüş başka bir Türk'ü? Eğer alt metinde verilmek istenen buysa bir yanlışlık var, eleştiri getirilecek hedefler daha hayattan olmalı, kızın kolyesi filmde önemli bir simge, fakat sosyolojik tespit için mi kullanılmış, cinayeti (izleyici açısından) açıklığa kavuşturan bir Hitchcock’çu obje olarak mı tartışılır. Firuz ise sorgunun son demlerinde “Bu hikâyeyi, yeni baştan başka türlü anlatayım, nasıl olsa bu hikâye nereye çekersem oraya gider. Bir daha anlatayım, katil ben çıkayım.” derken, çarpıtılmış gerçeklere yapılan vurgu, halkın bilinciyle kendi istekleri doğrultusunda yap-boz oynayan bir üst-bilince işaret ediyor. Bir cinayetten yola çıkarak, ülke tarihinde örtbas edilmiş diğer cinayetlerin sebeplerini, suçlularını, mağdurlarını sorguluyor. Kapıya çarpınca numarasının 6’dan 9’a dönmesiyle, gerçeklerin ne kadar kolay tersyüz edilebileceğini, ilk bakışta görünenle aslolanın farkının ayırt edilmesinin güçlüğünü anlatan Ümit Ünal ise usta işi kotarılmış finali ile Türk Sineması’nın en farklı filmlerinden birine imza atıp, bunda da oldukça başarılı oluyor.





Türk sinemasının en ilginç yapımlarından biri olan Dokuz, dijital kamerayla çekildi ve 21. İstanbul Film Festivali'nde, En İyi Film ödülünü alıp, Serra Yılmaz'a da En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandırdı.

Yine Ümit Ünal'ın filmi olan Anlat İstanbul'u da çok beğenmiştim. Bir de 2008 yapımı Ara var ama onu izlemek daha nasip olmadı, eminim o da güzeldir İzlediğimde onu da koyarım foruma.
genc_hack_16 ; Kullanıcısının İmzası
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

--Dokuz--

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: FİLM & SİNEMA & TV :: FİLM & SİNEMA GENEL -